Virginia Woolf

  • İlk okunduğunda okuru heyecanlandıran, zorlayan ve şaşırtan çok az şiir vardır. Yirminci yüzyılın en etkili şiirleri arasında değerlendirilen Amerikalı-İngiliz şair T. S. Eliot’un (1888-1965) Çorak Ülke adlı şiiri bunlardan biridir. Modernizmi anlamak için temel metinler arasında gösterilen Çorak Ülke yayımlanışının yüzüncü yılına giriyor. Bu uzun şiir, savaş sonrası Avrupa tarihinin kasvetliliği üzerine yazılmış olsa da

    Read more →

  • 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının usta romancılarından Virginia Woolf’un aynı zamanda iyi bir denemeci olduğunu söylersek kimse itiraz etmez. Kafka Kitap’ın “Büyük Fikirler” serisinden Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler adıyla yayımlanan kitap, deneme türünde de büyük bir yetkinliğe sahip olan yazarı karşımıza çıkarıyor. Kitap Woolf’un edebi ve düşünsel dünyasını önümüze koyarken, bir kurşun kalem

    Read more →

  • Biyografi, yoğun emek gerektiren türlerin başında geliyor. Göz değmemiş mektuplar, günlükler, yazarın eş-dost çevresiyle görüşmeler ve çekmecelerde bekleyen terekenin altından kalkmak uzun bir uğraş gerektiriyor. Selim İleri, geçtiğimiz hafta sonu “Hayal ürünü bir karakter” başlıklı köşe yazısında Virginia Woolf’tan Türkçede yayımlanan denemeler seçkisinden hareketle, Türkiye’de biyografi yazmanın zorluklarına değiniyordu. “Bir romancının biyografisini yazacaksınız sözgelimi; mektuplar,

    Read more →

  • İlhan Berk’in deyişiyle “yazmanın cehennemi”nde bir kitabın ne zaman görünür olacağını kestirmek zor. Her yazarın sancısı kendine özgü bir nitelik taşıyor. Gabriel Garcia Márquez, bir söyleşide hangi proje üzerinde çalıştığı sorulduğunda şöyle karşılık vermişti: “Kesinlikle hayatımın en mükemmel romanını yazacağıma inanıyorum ama hangi kitapta, ne zaman mükemmeli bulacağım, emin değilim. Böyle bir hisse kapılınca –ki

    Read more →

  • Edebi üretimin bir kitaba ne zaman dönüşeceğini kestirmek zordur. Bu süreç her yazarın eseri gibi kendi içinde bir hikayeyi ve zorlukları barındırır. Bu yüzden edebi üretimin niteliği yaştan öte kalıcılıkla ilgili bir mevzu. Seneler sonra kimlerin okunacağını kestirmenin zorluğunu bile bile listeler hazırlamak, yayın dünyasının sevdiği eğlenceli uğraşlarından. Bir örnek verirsek, İngiltere’nin muteber gazetelerinden The

    Read more →

  • Hepimizin içinde saklı bir yazar olduğu söylenir. Yazma arzusuyla yanıp tutuşan pek çok hevesli, yazacağı kitabın raflarda okurunu beklediğinin hayalini kurar. Roland Barthes’ın deyişiyle, “Tam olarak okumayı sevdiğimiz yazar gibi yazmayı arzulamayız kesinlikle; arzuladığımız şey, yazı yazan kişinin yazarken duyduğu arzunun kendisidir ya da daha da ileri giderek şunu söyleyebiliriz: Yazarın yazarken okura duyduğu arzuyu

    Read more →

  • İngiliz yazar Rebecca West (1892–1983) bir söyleşisinde “Sırf kadın yazar olduğum için insanlar bana çok kaba davrandı. Bu, olabilecek en kötü kabalık.” diye yakınır. Söyleşiyi yapan kişi bu yakınmayı fırsat bilip sorar: “Erkek olsaydınız daha mı kolay olurdu?” West’in yanıtı şöyledir: “Tabii, kesinlikle. (…) Kadın olarak iyi bir yaşam sürebilirsiniz ama erkek kimliğiyle çok daha

    Read more →

  • Edebi kişilikler üzerine açılan sergilerin kışkırtıcı bir yönü vardır. Çekmecelerden, arşivlerden ve eşin dostun notlarından bir bir dökülen hatıralar, fotoğraflar ve anılar yazarın bir başka yüzünü önümüze sunar. 20. yüzyılın önemli yazarlarından Virginia Woolf (1882-1941) için Londra’daki National Portrait Gallery’de açılan Virginia Woolf: Art, Life and Vision başlıklı sergi, bu bilmece yüklü ismin dünyasını şaşırtıcı

    Read more →

  • İdeal okur kimdir?

    Okurlar da tıpkı edebi türler gibi çeşit çeşittir. Aralarındaki ayrım kimi zaman ince bir çizgide sürse de bunu tarif etmek kolay değil. Alberto Manguel, Türkçede yakın zamanda yayımlanan Okumalar Okuması adlı kitabının “İdeal Okurun Tanımına Yönelik Notlar” başlıklı denemesinde ideal okurun tarifini veriyordu. Manguel’in bu hayli kışkırtıcı denemesi, son dönemlerde pek çok yazarın şikayet ettiği

    Read more →

  • Amerikalı yazar John Williams (1922-1994) Stoner adlı romanını 1965’te kaleme almıştı. Yazarın kendi hayatıyla benzerlikler taşıyan eserin konusu kısaca şöyle: William Stoner ziraat fakültesini bitirip babasının çiftliğini devralmak için yola düşer. İngiliz edebiyatına merakı, onu bu alana yöneltir. İnişli çıkışlı bir evliliğe rağmen aşkı bulan Stoner sönük ve sıradan bir akademisyen sayılmasına rağmen işini coşkuyla

    Read more →