paul auster
-
İlhan Berk’in deyişiyle “yazmanın cehennemi”nde bir kitabın ne zaman görünür olacağını kestirmek zor. Her yazarın sancısı kendine özgü bir nitelik taşıyor. Gabriel Garcia Márquez, bir söyleşide hangi proje üzerinde çalıştığı sorulduğunda şöyle karşılık vermişti: “Kesinlikle hayatımın en mükemmel romanını yazacağıma inanıyorum ama hangi kitapta, ne zaman mükemmeli bulacağım, emin değilim. Böyle bir hisse kapılınca –ki
-
Paul Celan’dan gelecek bir mektup için yalvaran Ingeborg Bachmann’ın “Bir şeyler yaz bana” diye seslenişi, bütünüyle insana özgü bir tavra işarettir. Bir zamanlar hayatı daha yaşanılır kılan ve edebiyat tarihimizde kökü bir hayli eskilere dayanan mektubun yerini şimdilerde başka iletişim araçları alsa da mektup çok zaman önce diğer edebi türlerle yakından ilişki içindeydi. Selim İleri,
-
Amerikalı yazar Philip Roth, geçtiğimiz aylarda Fransız dergisi Les In Rocks’a verdiği söyleşisinde, edebiyattan emekli olduğunu ve yazmayı bıraktığını söylemişti. Bilgisayarının kenarına iliştirdiği ve her sabah bakıp güç aldığı küçük bir nottan bahsediyordu Roth: “Yazmakla mücadele sona erdi.” Roth yazmayı bırakma kararını son romanı Nemesis’ten sonra, sessizce almış. Bu kararını vermeden önce sevdiği yazarların (Dostoyevski,
-
Usta yazar Haruki Murakami’nin 2009’da Japonya’da yayımlanan üçlemesi 1Q84, geçtiğimiz günlerde Türkçede tek cilt halinde, 1.022 sayfa olarak okurla buluşmuştu. Murakami’nin romanı, öyle hemencecik çantanıza atıp yanınızda dolaştıramayacağınız kalınlıkta olunca, haliyle pek çok okurdan homurdanmalar yükseldi. Yine yakın dönemde dilimize kazandırılan önemli romanlar hacimleriyle dikkati çekti: Roberto Bolaño – 2666 (992 sayfa); J. M Coetzee