M. Uğur Derman
-
Hattat Mâcid Ayral’ın 1961’de vefatından sonra, Dr. Süheyl Ünver, Uğur Derman’dan usta hattat için bir yazı kaleme almasını ister. O zamanlar henüz yirmi altı yaşında olan Derman, çekine çekine bir makale yazar. Ertesi gün üniversitenin bahçesinde Ünver’e yazıyı verir. Karşıdan kucaklar gibi ellerini açan Ünver, büyük bir coşkuyla “Kardeşim, Mâcid Bey’i öyle yazmışsın ki, hani
-
Osmanlı bakiyesi sanatkârları anlatmak biraz zordur. Kelimeler çekingen davranır. Dünyalarının inceliği ve zarafeti bir zarar görür diye diken üzerinde yürürsünüz. Lakin biraz yol aldıktan sonra hemencecik yanlarına postu sermek kaçınılmazdır. Hat sanatına gönül vermiş iki usta var karşımızda. Biri ta’lik yazı türünün zirvelerinde: Prof. Dr. Ali Alparslan. (1925–2006) Diğeri ise bu sanatın tarihine kendini adamış
-
Usta hattat Halim Özyazıcı, Akademi’nin hat hocasıdır. 1950’li yıllarda ise öğrencisi kalmamıştır. Koridora çıkıp merdivenlerden inen mimarlık öğrencilerine “Sizin eliniz kalem tutar, çiziminiz kuvvetlidir, gelin size iki harf öğreteyim.” diye adeta yalvaran Hoca’ya kimse dönüp bakmaz. Bu anlatılanlar üzücü olsa da maalesef aynıyla vaki. Klasik sanatlara kimsenin yüz vermediği böyle bir dönemde meraklı bir gencin
-
Hatayiler, şemseler, goncalarla süslenmiş lake bir cilt… Üzerinde yer alan beyitlerin birinde mealen şöyle yazıyor: “Her biri sultanın güzel çiçek bahçeleri gibi olan tuğraların yazılı olduğu padişaha mahsus bu yazı albümü ne kadar hoştur”. Bu beyitte bahsedilen padişah, Sultan III. Ahmed. İstanbul’un köşe bucak pek çok yerinde sessizce bekleyen ‘su güzelleri’nden ikisi onun adını taşıyor.