Evliya Çelebi
-
Edebiyatımızın üretken kalemlerinden İbrahim Yıldırım, yeni romanında yaşarken adı unutulmuş bir şairin gözünden Türkiye’nin sancılı birkaç dönemine odaklanıyor. Birkaç türün içiçe geçtiği romanda betimlenen darbe sonrası hayatlar ve huzursuz anlar, Yıldırım’ın deyişiyle ülkedeki karanlık karnavalı işaret ediyor. Edebî yolculuğunda, “Bir insanı nereye kadar tanıyabiliriz?” sorusunun peşine düşen yazarla Türkiye’nin “sıkıntı tarihi” olarak tanımladığı son romanını
-
Charles Dickens (1812-1870) Bizdeki yıldönümü kutlamaları yazarın ‘hayatı, sanatı ve eserleri’ çerçevesinde bir sempozyumdan, yazar hakkında öteden beriden toplanmış yazıların yer aldığı bir kitaptan ve tozlu bir sandıktan çıkmış fotoğrafların sunulduğu sergiden öteye geçemiyor. Bunun için 2008’deki Yahya Kemal, 2009’daki Katip Çelebi Yılı’na ve bu yıl 400. doğum yılını kutladığımız Evliya Çelebi için yapılan etkinliklere
-
361 cami, 499 mescit, 45 aşevi, 69 türbe, 93 hamam, 177 han, 17 tekke, 1000’den fazla çeşme, 2 askerî kışla, bir hastane, 44 mektep, 113 su yolu, 20 köprü ve 5 saat kulesi… Bu uzayıp giden mekânlar silsilesi Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda Yunanistan’a yaptığı gezide hiç üşenmeden gezip dolaştığı yerleri işaret ediyor. 14. yüzyılda padişah
-
Evliya Çelebi, Divriği’ne gittiğinde Ulu Cami’nin gözü gönlü mest eden taş bezemelerini görünce “Üstad mimar bu camiye öyle emek sarf edip kapı ve duvarları öyle nakş-ı bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır” demiş. Koca Evliya’ya hak vermemek elde değil. Dantel dantel, nakış nakış taşa işlenmiş bu rüyanın karşısında hayran kalmayan yok gibi. Bu
-
İnsan gönül verdiği şehirle bir zaman sonra hallenir, onu her şeyiyle sever. Şehir de sahibinde usul usul yer edinir. Yaşanılan kentin ruhuna girmek, içindeki sırrı paylaşmak pek de kolay bir iş değil aslında, hele bu şehir âşık olunabilecek güzellikteyse. Ve denilir ki bu sır herkese nasip olmaz. Kimi zaman bir ses, kimi zaman bir koku,