Alberto Manguel
-
Edebiyatseverlerin yakından tanıdığı yazar, çevirmen, editor ve kütüphaneci Alberto Manguel geçtiğimiz hafta kütüphaneler hakkında konuşmak için Londra’daki Britanya Ulusal Kütüphanesi’ndeydi (British Library). Kütüphanenin konferans serisinden biri olan bu buluşma, pek çok Manguel okurunu bir araya getirirken, etkinlik kütüphanelere ve kitaplara bir övgüydü. Britanya’nın saygın gazetelerinden The Guardian kitap eki editörü Claire Armitstead ile yazarlık serüveni,
-
Etrafımızı kuşatan dijital çağda yavaşlık kelimesinin gittikçe rafa kalktığı ürkütücü zamanlardayız. Milan Kundera’nın deyişiyle ‘hız iblisi’ne teslim olan çağımız, “kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden bıkmıştır; kendinden tiksinmektedir.” Bu hızlı ve telaşlı zamanlardan okuma eylemi de nasiplenmekte. Birçok metni baştan sona okumaya sabredemeyip üstünkörü bilgilerle yetinmek artık bir hayat tarzına dönüşmüş
-
Edebiyat çevirisinin ülkemizde çok da önemsendiğini söylemek doğru olmaz. Türkçenin özensiz kullanıldığı çevirileri bir kenara bırakırsak, bu çeviri eylemi Alberto Manguel’in deyişiyle, ‘basit bir saf değiş-tokuş’ olarak değerlendirilemez. Kültürün vazgeçilmez bir dinamiği olan çeviri, Tomris Uyar’ın tespitiyle “Türkiye edebiyatına her zaman taze bir kan, yeni bir soluk getirmiş, öz yapıtları etkilemiş, dilin olanaklarını genişletmiş. Kapalı
-
Sevdiği yazarın yeni bir kitabının yayımlanması okuru heyecanlandırır. Okurun zaafını bilen yayıncılarsa bu heyecanı suistimal edip kitabın pazarlamasını daha cazip kılabiliyor. Bu tutum yazarın sadık okurlarını elbette rahatsız eder. Çünkü okur, sevdiği ve hayranlık duyduğu yazarın, pazarlama stratejisinin merkezine doğru çekilmesi karşısında çaresizdir. Türkiye’de de hatırı sayılır bir okur kitlesi olan Japon yazar Haruki Murakami’nin
-
Amerikalı yazar John Williams (1922-1994) Stoner adlı romanını 1965’te kaleme almıştı. Yazarın kendi hayatıyla benzerlikler taşıyan eserin konusu kısaca şöyle: William Stoner ziraat fakültesini bitirip babasının çiftliğini devralmak için yola düşer. İngiliz edebiyatına merakı, onu bu alana yöneltir. İnişli çıkışlı bir evliliğe rağmen aşkı bulan Stoner sönük ve sıradan bir akademisyen sayılmasına rağmen işini coşkuyla