-
Her yazar kitabındaki bir karakterin akılda kalmasını umut eder. Kahramanın okurda kalıcı bir etki bırakması için türlü türlü ustalıklara girişir. Dickens’ın kendi yazdıklarıyla kahkahalara boğulup, yine kahramanlarından biri öldüğünde gözyaşlarını tutamadığı söylenirken Ernest Hemingway’e “Karakterlerinize nasıl isim koyarsınız?” sorulduğunda “Elimden gelen en iyi şekilde.” diye cevap verdiği bilinir. Jorge Luis Borges ise karakterlerine isim verirken
-
Amerikalı yazar John Williams’ın (1922-1994) 1965’te yayımladığı, pek de popüler kabul edilmeyecek, edebî niteliklere sahip romanı Stoner, iki yıl önce New York Review Books yayınevi tarafından yeniden basılınca, beklenmeyen bir vaka yaşandı ve roman pek çok ülkede ‘çoksatar’ oluverdi. Williams’ın 1960’ta kaleme aldığı ve “ilk ustalık eserim” dediği Butcher’s Crossing adlı romanı ise Stoner‘ın gördüğü
-
Her yazar, kalıcı olmakla bir imtihan yaşar. Ingeborg Bachmann, geleceğe kalmayı yazarın dilinin kalıcı olmasına bağlarken, bunun eksikliğinin ‘yazmanın cehennemi’ni artırdığını söyleyebiliriz. 20. yüzyılın usta şairi Thomas Stearns Eliot (1888-1965), “Hiçbir dürüst şair, yazdıklarının kalıcı değerinden emin olamaz. Bütün zamanını ziyan etmiş ve bir hiç için hayatını altüst etmiş olabilir.” diye yazdığında, kendisinin de seneler
-
Etrafımızı kuşatan dijital çağda yavaşlık kelimesinin gittikçe rafa kalktığı ürkütücü zamanlardayız. Milan Kundera’nın deyişiyle ‘hız iblisi’ne teslim olan çağımız, “kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden bıkmıştır; kendinden tiksinmektedir.” Bu hızlı ve telaşlı zamanlardan okuma eylemi de nasiplenmekte. Birçok metni baştan sona okumaya sabredemeyip üstünkörü bilgilerle yetinmek artık bir hayat tarzına dönüşmüş
-
Usta yazar Jorge Luis Borges pek çok gazete için kitap eleştirisi yazmak zorunda olduğundan söz eder. Eleştirilerini yazmayı istediği kitapları ‘genellikle’ kendisi seçse de zevkini de bir kenara bırakmaz: “Örneğin biri benden edebiyat tarihi hakkında çıkan bir kitap için eleştiri yazısı istedi. Kitapta birçok gaf ve saçmalık buldum ve yazarını şair olarak çok beğendiğim için eleştiri
-
Edebiyatımızın üretken kalemlerinden İbrahim Yıldırım, yeni romanında yaşarken adı unutulmuş bir şairin gözünden Türkiye’nin sancılı birkaç dönemine odaklanıyor. Birkaç türün içiçe geçtiği romanda betimlenen darbe sonrası hayatlar ve huzursuz anlar, Yıldırım’ın deyişiyle ülkedeki karanlık karnavalı işaret ediyor. Edebî yolculuğunda, “Bir insanı nereye kadar tanıyabiliriz?” sorusunun peşine düşen yazarla Türkiye’nin “sıkıntı tarihi” olarak tanımladığı son romanını
-
Romanın günümüz dünyasında taşıdığı anlam ve işlev gitgide derinleşirken bu edebi tür, hem şiir hem de öykü ile arayı iyice açtı. Her yıl yayımlanan roman sayısının yanı sıra dünya dillerine çevrilen edebi türlerin başında olan romana geniş bir ilgi olduğunu söylemek zor değil. Okurdan bu rağbeti gören romanın, otorite nezdinde de itibar kazandığını söyleyebiliriz, zira