![]() |
| Murat Morova |
Murat Morova, farklı görme biçimlerini anlamak için minyatürden yola çıkmış. Bu ‘görme’ üzerine kafa yorduğu esnada 965’te Irak’ta doğmuş Arap bilgini İbn-i Heysem, Batı’da tanınan adıyla Alhazen’in ‘Kitabü’l Menâzir’ adlı kitabıyla karşılaşmış. Optik bilim açısından bir ilk olan kitap, aynı zamanda Newton ve Kepler gibi bilim adamlarına kaynaklık etmiş bir eser. Sanatçı İslam bilimindeki bu gelişmenin, sanatı neden etkilemediğini sorgulamaya başlamış zamanla. Kendince çok çeşitli nedenler bulmuş. Görme temasına odaklanarak ilk bakışta koca bir minyatürü andıran parçalı bir iş oluşturmuş. Fotoğraf, çini mürekkebi ve yağlıboya gibi karışık tekniklerle hazırlanan eserler, yeni bir görme biçimi sunuyor. Daha önce açtığı sergilerine ‘Remz’, ‘Yalan Dünya’, ‘Üryan’, ‘Dem Bu Dem’ ve ‘Ah Minel Aşk-ı Memnu’ gibi başlıklar koyan sanatçı bu kez de ‘Menâzir-i Mensiyye’ diyerek, bu isimlerin bir tepkisellik neticesinde ortaya çıktığının altını çiziyor. Murat Morova, “Sanki sergilerimize yabancı isimler koyarak son derece çağdaş güncel ve evrensel olana, eklemlenebilecek duygusu içerisindeyiz. Biraz bu anlayışa nazire olsun diye, kendi coğrafyamızın, kendi kültür katmanlarımızın ve inanç sistematiğimizin kodlarını ortaya çıkaracak isimler bulmaya özen gösteriyorum.” diyor.
Dev boyutlu çağdaş minyatürler
Morova, çalışmalarında özellikle Matrakçı Nasuh’un minyatürlerindeki doğa manzaralarından istifade etmiş. Eserlerde klasik minyatürlerdeki renklilik yok; ama çok farklı karşıtlıklar var. Eski bir caminin yanında, ansızın bir elektrik trafosu karşılıyor sizi, bir radarın eşiğinde köprü gözünüze takılıyor. Küçük ebatlarda görmeye çalıştığımız minyatürler de bu kez, dev boyutlarda karşımıza çıkıyor. Hem bir bütün, hem de ayrı ayrı parçaların birbiri ile ilişkilerinin gözlendiği tablolarda izleyici uzun bir seyre çıkıyor. Bir yol ile başlayan parçalar yan yana gelince uzun bir yolu işaret ediyor.
“Bugünün malzemeleriyle Ortadoğu’dan başlayıp Uzakdoğu’ya giderek, Doğu coğrafyasının kendi masalını yeniden kurmaya çalıştım.” diyen sanatçı, “Bir zamanlar masallar, hayaller, zenginlikler ülkesi olan bu toprakların bugün savaşlar, şiddet, terör ve felaketlerle zedelenmiş olan görüntüsünden, o unuttuğumuz güzel manzaraya bir gönderme yapmak istedim.” diyor. Geçmişten ve özellikle tasavvuf geleneğinden beslenen sanatçıya, “Nedir bu arayış” diye sorduğumuzda “Modernizm, Batı tarafından dayatılan bir sistem. Her ülke kendi modernizmini yaşarken çok da bağımsız yaşayamıyoruz. Halbuki her coğrafyanın kendine göre estetik bir algılayışı ve onu ifadelendirme biçimi var. Burada o kırılmayı yakalamaya çalıştım. Bu medeniyet dairesinin kendi görsel kodlarıyla bugün bir iş yapılabilir mi düşüncesinin peşine düştüm.” diyor.
Bu kadar imgeler taşıyan ve pek çok göndermeleri olan sergi izleyenleri zorlayacak anlaşılan. Zaten Morova da izleyicinin zorlanmasından yana. Nedenini şöyle açıklıyor: “Batı’nın felsefesiyle ilgili olan bazı şeyleri kolayca anlıyoruz da kendi kültür iklimimizden bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorsak bu da benim izleyicilere sordurmak istediğim sorulardan biri. İzleyici ‘Neden bunları bilmiyorum?’ diye sorarsa ben işimi yapmışım demektir.” Çok farklı görme biçimleri sunacak, biraz da şaşırtacak olan sergiyi izleyebilmek için 1 Aralık 2007’ye dek vaktiniz var. (0212 252 15 25)
Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
10.11.2007
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=611543&title=dogunun-masalini-yeniden-kurmaya-calistim
